29 Kasım 2011 Salı

Bin Hüzünlü Aşk

Cellatlar ve Soytarılardan...
 
BİN HÜZÜNLÜ AŞK *
Onun, gizliden gizliye ruhunu yiyip bitiren öfkeli, sessiz çığlığıyla yankılanan o zifiri gözlerine bırakıyorum kendimi.
Ben, Alaaddin.
‘Kirli yüzlü melekler’le düşüp kalkan, kentin en akıl almaz yerlerine girip çıkan Alaaddin.
Aslında hiçbir zaman var olmamış ve gerçekte hiçbir vakit yaşamamış birisi.

Beni arayan bir kadını arıyorum; beni arama serüvenini, kendini arama serüvenine dönüştüren bir kadını...
Aslında hiç olmamış ve hiç yaşamamış birisi olarak, ‘yokluğu’ arayış serüvenini ‘varlığa’ dönüştüren ya da ‘varlığı’ ‘yokluk’ta arayan bir kadını arıyorum.
Ve onun, o simsiyah saçlarına düşürdüğü o kapkara yalnızlığının ardından gidiyorum; endişeli bekleyişlerin gölgelediği uçsuz bucaksız hayalleri ve durmaksızın içini kemiren umarsız isyanının ardından.

Ben, Alaaddin.
Onun sadık bir gölgesi olan Alaaddin.
Beni sur diplerinde, köprü altlarında, kuzguni gecelerde kuzguni geceler gibi güzel gözleriyle arayan bir kadını arıyorum; beni çamurlu virane sokaklarda, karanlık izbe yollarda karanlık yüzlü adamlar arasında, kalbindeki ‘bin hüzünlü bir haz’zın ağusuyla arayan bir kadını...
Ve onun sadık bir gölgesi olarak, soğumaya yüz tutmuş tutkular ve korkularla çevrelenmiş dudaklarından yansıyan o kırılgan gülüşünün ardından gidiyorum.

Adım, Alaaddin.
İçinde ‘binlerce hüznü barındıran bir aşk’la, onca tahribat ve onca yıkımı taşımaktan yorulmuş ruhumu -aklımı başımdan alacak bir tek gülüşü ve bütün ağrılarımı unutturacak bir tek bakışı için- şeytana satmaya dünden razı olmuş birisi.
Aslında hiç yaşamamış; hiçbir yerde bulunmamış, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi aramamış birisi...
Onu arıyorum.
Ve bütün melankolik hallerimi bir kenara bırakıp, onun kederlerinden kendi kederlerime doğru akabilecek sonsuz ve upuzun bir yolculuğa çıkıyorum.

Onun, taştan duvarlarla örülmüş yüreğine hapsolan ve alttan alta, dalga dalga yayılıp sadece kendi duvarlarına çarpabilen ıslak, nemli soluğuna bırakıyorum sesimi.
Benim gibi ‘kirli yüzlü melekler’le düşüp kalkmış, kentin en akıl almaz yerlerine girip çıkmış o kadını arıyorum; ruhunda ‘binlerce hüznü barındıran haz’ları, ‘binlerce hüznü barındıran aşk’lar gibi taşıyan o kadını...

Ben, Alaaddin…
Aslında hiç yaşamamış ve gerçekte hiç var olmamış birisi...
Ve onun ardından gidiyorum; o olmazsa ben de olmam, biliyorum; aslında hiçbir zaman var olmamış ve yaşamamış o kadının ardından...
Adım, Alaaddin...


-------------------------------------------------------------------------------------------------

* Bu metin, Hasan Ali Toptaşın Bin Hüzünlü Haz romanındaki Alaaddin karakterinden yola çıkılarak yazılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder